Ramazan Durmaz’ın Tutuklu Öğrencilerle Dayanışma İnisiyatifi’ne ulaşan bu mektubu:
20.02.2013
Merhaba Ruken Gülağacı Arkadaş
Ve Ahmet Saymadi Arkadaş;
Öncelikle selamlarımı belirtir şahsınızda tutuklu öğrencilerle dayanışma insiyatifindeki tüm arkadaşlara sevgi ve saygılarımı iletiyorum.
Gazetedeki duyurunuzu görünce hemen size yazmak istedim, Bu size ilk yazışım. Daha doğrusu bu mektuptan önce, benim adıma size gönderilen bir mektup vardı. Ancak o mektubu burdaki öğrenci arkadaşlar benim adıma, tabi bana danışarak yazmışlardı. Dolayısıyla kendi elimle, bu size ilk yazışım. Geçen süre zarfı içerisinde birçok şey değişti; her devrimci tutsak gibi ben de ceza aldım. Bundan kaynaklı olarak daha önce size yazılan mektuptan farklı olarak birkaç şey daha belirtmem gerekir. Öncelikle kendimden bahsedeyim; 20.04.1989 Batman/Merkez doğumluyum. 2008’de Dicle Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Matematik Bölümüne yerleştim. 19.01.2010 tarihinde her devrimci Yurtsever genç gibi üniversite kampüsünde gözaltına alınıp 21.01.2010 tarihinde tutuklandım. Daha önceki mektupta belirtilmemişti ama bu sefer üç yılı aşkındır bulunduğum zindandaki faşist uygulamaları anlatmak istiyorum. Mahkeme süreciyle beraber tabi. Bunları belirtmeden önce dışarda iken yaşadığım bir durumu belirtmem gerekir.
2009 yılında her sene düzenlenen “Güneşe Yolculuk (Amara)” festivaline-yürüyüşüne katıldım. Amara’yı bildiğinizi ummuyorum. Ama gene de belirteyim; Amara, Urfa/Halfeti’ye bağlı bir köy. Güneşimizin köyü. Bundan dolayı bizim için kutsal bir mekandır. Bilindiği gibi 2009 yılındaki yürüyüşte devletin faşist saldırısı sonucu Mahsum KARAOĞLAN (Dicle Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Matematik Bölümü) ve Mustafa DAĞ arkadaşlar, polisin hedef gözeterek kullanmış oldukları gaz bombası ve kurşunlarla katledildiler. Ben ise kafama isabet eden gaz bombası sonucu uzun süre hastanede yattım. Gaz bombasının çarpması sonucu kafatasımın sol üst arka kısmı paramparça oldu ve ameliyatla alındı. Hastaneden çıktıktan sonra üniversiteye devam ettim ve yaşadığım bu olaydan 10 ay sonra tutuklandım. Tutuklanma gerekçesi ise Amara yürüyüşüne, üniversitede düzenlenen anadil boykotuna ve 08.12.2009 Amed’te polisler tarafından katledilen Aydın Erdem (Fen-Edebiyat Matematik Bölümü öğrencisi) arkadaşımız için yapılan protesto yürüyüşüne karılmamdı. Mahkeme süreci 27.11.2012 tarihinde bitti. Bana ve dosyadaki diğer öğrenci arkadaşlara ceza verildi. Taraf gazetesi manşetten verdi; “Polis öldürdü; öğrencilere ceza” diye. Verilen cezalara gelirsek bana 17,5 yıl diğer 4 öğrenci arkadaşlara 7 yıl 11 ay ile 12,5 yıl arası ceza verdiler (Nilgün ÖZKARAN 8,5 yıl, Eray ÖLÇEN ve Cuma KARAKUŞ 7 yıl 11 ay, Derya MORAY 12,5 yıl) Tabi cezalar bununla kalmadı. Cezalar açıklandıktan sonra mahkemeyi protesto ettik ve bundan da bize 1,5 yıl ceza verdiler. Ayrıca her birimizin ertelenen 4-5 propagandası vardı, 3. yargı paketi gereği. Bu cezaları da geri verdiler. Anlıyacağınız her birimizin aldığı cezalara 4 yıl ve üstü eklenmiş. Gerçi gerekçeli karar bize ulaşmış değil. Biz mahkemeyi protesto ettikten sonra salondan çıkarıldık. Yukarıda belirttiğim ek cezalara avukatlarımızın bize sonradan söyledikleri. Protestomuza, savcı iddaname hazırlamaya gerek yok demiş ve 1,5 yıl vermiş. Ayrıca bize olmayan bir boykottan ceza verdiler. Şaka değil gerçek. 6 Aralıkta Amed’te katledilen Aydın Erdem arkadaş için ertesi gün üniversitede kendiliğinden bir boykot gerçekleşiyor. Ne ben ne de dosyadaki diğer arkadaşlar o gün üniversitede değiliz dolayısıyla boykota, protestoya da katılmadık, Zaten üniversite de 7 Aralıkta gerçekleşen boykotla ilgili iddanamede hiçbir şey geçmiyor. Bu boykottan dolayı Rektör’lük resmi tatil ilan ediyor. Ayın Yedisi ile birlikte 1 hafta tatil. Ben de boykota destek vermek için 8 Aralıkta üniversiteye gidiyorum. Her öğrenci gibi fakültenin kapısına asılı Rektörlüğün resmi açıklamasını görünce, biraz bekledikten sonra üniversiteden ayrılıyorum. Biliyor musunuz, senarist polis ve savcının iddanamesinde ne diye geçiyor? Resmi tatil olmasına rağmen iddanamede bizim için “zor kullanarak öğrencileri sınıftan çıkarttılar” diye geçiyor. Ama sınıflarda tek bir öğrenci bile yok. Anadilde savunma hakkımız kabul edilmediği için konuşamıyoruz, konuştuğumuzda da mahkeme heyeti ve askerler tarafından konuşmamız engelleniyor. Yukarı da anlattığım bu durumu avukatlarımız dile getiriliyor ve mahkemeden konuyla ilgili belgeleri üniversiteden talep etmelerini istiyor. Ancak mahkeme reddediyor. Ayrıca 8 Aralıktan yargılana başka öğrenci arkadaşlarımızda vardı. Bu arkadaşlarımıza (Ali Ekinci, Ulaş Telsaç, Halit) 8 Aralıktan tahliye kararı veriliyor. Bundan dolayı arkadaşlarımızın bu durumu bizim için emsal dosya niteliğini taşıyordu. Lakin cezaya odaklanan mahkeme heyeti bu emsal dosyaya aldırış etmeden dosyadaki diğer 4 arkadaşımla birlikte bize 8 aralıktan olmayan sınıf boşaltmadan ceza verildi. 27.11.2012 tarihi itibariyle yargılamanın mahkeme aşaması bitti.
Peki, nelerden ceza verdiler bize. Madde madde belirteyim size;
1-) Anadilde eğitim istediğim için üniversite kampüsünde katıldığım yürüyüşten. Durum ne şu an; ne kadar eksik ve yetersiz de olsa üniversitelerde “Yaşayan Diller” adı altında Kürtçe vb. dillerde eğitim veren bölümler var. Şairin dediği gibi; ne yaman çelişki…
2-) Amed’te polis kurşunuyla şehid olan Aydın ERDEM arkadaş için yapılan boykot ve protesto yürüyüşü. İddanamede geçen saçma senaryoyu diğer sayfada belirttim. Tekrar belirtmeme gerek yok.
3-) Dosyadaki diğer arkadaşlarla birlikte bize verilen cezanın dışında, ana ek olarak aynı dosya içerisinde 04.04.2009 tarihinde katıldığım Amara Festivali ve Yürüyüşü var. Bilindiği gibi bu yürüyüşte polisin kullandığı gaz ve mermilerden Dicle Üniversitesi Matematik Bölümü öğrencisi Mahsum KARAOĞLAN ve Mustafa DAĞ katledildi. Bu yürüyüşte kafama isabet eden gaz mermisi sonucu ağır yaralandım ve hastanede belli bir dönem yatılı kaldım. Hala kafatasıyla ilgili sorun devam ediyor. Aldığım darbeden kaynaklı vücudumun sağ tarafı belli bir dönem felçli kaldı. Ama daha sonra belli bir iyileşme sağlandı. Sağ kolumda güç kaybı olmasına rağmen şu an durumum iyi. Ancak tutuklanmamla beraber kafatasımla ilgili ve zorunlu olan ameliyat askıda kaldı. Daha önce belirttiğim gibi gaz (bombası) –mermisinin isabet etmesi sonucu kafatasımın belli bir parçası alındı. Şu an kafatasımın sol arka üst kısmında avuç içi büyüklüğüne yakın bir boşluk var, sadece üstü deriyle kaplı beyin ile deri arasında kafatası kemiği yok. Bakıldığında beyin atışlarının deriye uyguladığı basınç gözlemlenebiliyor. Üç yılı aşkın zamandır kafatasımın boş kısmına kemikimsi bir maddenin (özel ismini söylediler ama hatırlamıyorum) eklenmesi için ülkede gezmediğim cezaevi kalmadı. Gerek kafatası boşluğu çevresinde gitgide çökme oluşması ve cezaevindeki bilindik uygulamalardan kaynaklı ameliyat (parça eklenmesi) zorunluluk arz ediyor. Konuştuğum doktorlar belirtiyor bunu. Dedimya ameliyat için gezmediğim cezaevi kalmadı. İlk başta tutuklu bulunduğum Diyarbakır D-Tipi cezaevinden, şehirdeki hastanelerin mahkûm koğuşları kapatıldığından dolayı Urfa’ya sevkimi istedim. Ameliyat için gittiğim Urfa E-Tipi kapalı Cezaevinden bilindik nedenlerden dolayı yüze yakın arkadaşla birlikte Mardin, Adıyaman, Antep, Amasya gibi cezaevlerine sürgün olduk. Urfa’da üç ay kaldım ama ameliyat olamadım. (Urfa cezaevini anlatmama gerek yok diye düşünüyorum basına belli bir bölümü yansıdı. Bizden kaç ay sonra da 13 insan kendini yaktı, daha doğrusu katledildi diyelim) Yaklaşık 17 aydır Adıyaman Cezaevindeyim. Bu süre zarfı içerisinde ameliyat için baya uğraştım. Diyarbakırdaki devlet hastanesinin mahkûm koğuşlarının açıldığını duyunca Diyarbakıra geçici sevkimi istedim ve gittim. Ancak 15-20 gün önce tekrardan kapandı dendi ve Adıyaman’a geri döndüm. (Bu arada Adıyaman devlet hastanesinde mahkum koğuşu yok). Adıyaman’a döndüğüm gibi Antep’e sevkimi istedim ve 1,5 ay önce Antep’e gittim. Antep’te yaklaşık bir ay kaldıktan sonra Adıyaman’a geri döndüm. Gene bilindik nedenlerden dolayı ameliyat olamadım. Amed’e gitmeyi tekrar deniyeceğim. Ama öncelikle hastanenin mahkum koğuşlarının açılması gerekir. Tabi o zamana kadar batıdaki herhangi bir cezaevine sürgün olmazsam iyidir. Şu an kaldığım Adıyaman cezaevinden tedavi amacıyla istediğim hastaneye sevkimi istiyebiliyorum, mahkum koğuşları olması koşuluyla. Buradaki idarenin yapısı o kadar kötü değil diğer cezaevlerine göre. Ancak bildiğiniz gibi son dönemde cezaevleri için uygulanan bir konsept var. Ülkede hükümlü – hüküm özlü bırakmıyorlar; Karadeniz ya da batıdaki diğer cezaevlerine sürgün ediyorlar. Alanımızda yaklaşık 80 arkadaşı belirtiğim yerlerdeki cezaevlerine sürdüler. Şu an 22 arkadaşız. 16’sı öğrenci (Malatya (İNÖNÜ), Sivas, Tunceli’deki üniversitelerde okuyan arkadaşlar). Benle beraber 4 hüküm özlü var. Bundan dolayı her an bir ring kalkabilir. Gerçi şu an ortada bir şey yok. Her neyse ben burda bitireyim. Yaşanılan hak ihlalerinin çok kısa bir özetini size yazmak istedim. İlk defa durumumla ilgili yazıyorum. Daha önce ameliyatım ve durumumla ilgili hiçbir yere yazmadım. Bahsetmekten de pek hoşlanmıyorum. Açıkçası hiçbir şey olmayacağını bildiğim halde neden şu an size yazıyorum diye de içimden geçmiyor değil. Belki birimizin sesini duyurabilirsiniz ama benim gibi onlarca arkadaşımız var hak ihlaline uğrayan.
– Bu arada belki merak ediyorsunuz. TMK’nın hangi maddelerinden ceza aldığımı. Hemen belirteyim; 220/b örgüte üye olmamakla beraber…., eğitim öğretimi engelemek (maddeyi hatırlamıyorum, gerekçeli karar henüz bana ulaşmadı), polise direnmek….
Ben bu sefer kısaca bunları belirteyim. Öğrenmek istediğiniz başka bir şey varsa yazarsanız ayrıntılarıyla yazarım size.
Özgür ülkede, özgün yarınlarla buluşmak dileğiyle
Sağlıcakla Kalın
Ramazan
Not: Başlayan kitap kampanyanız nedeniyle burdaki öğrenci arkadaşlar sizden kitap talep etmemi istediler. Gerçi çoğu size yazıp ayrı ayrı kitap isteyeceklerdir. Ben genede aşağıda ismi yazılan feylezof ve yazarların kitaplarını istiyeyim sizden. Belirteceğim yazarlardan hangisinin kitaplarını bulup gönderseniz seviniriz. Kitapların azlığı çokluğu farketmiyor. Alanımızda pek araştırma – inceleme yok bu konuda eksiklerimiz var. uzun süre kalma ihtimalimiz olduğu için baya ihtiyacımız olacak. Herhalde siz de bu kanıya vardığınız için bizle için kitap kampanyası başlattınız. Ben isimleri yazayım
1-) Hegel, 2-) Nietzsche, 3-) M. Focoult, 4-) Fanon 5-) J.P. Sartre 6-) I. Wallerstein, 7-) Antonio Negri 😎 A. Gramsci 9-) Fernand Braudell 10-) Serol Teber 11-) Noam Chomsky 12-) Murray Boochkhin 13-) Ahmet Cevizci (Felsefe Sözlüğü) 14-) Orhan Hançerlioğlu 15-) Afşar Timuçin
Alanımızda roman çok olduğu için roman göndermeyin Ancak Ahmet Arif ve Nazım Hikmet’in şiir kitaplarını gönderirseniz sevinirim. (Şiir kitapları kendim için)
Kasım 14, 2014 at 8:45 pm
ALLAH YARDIMCIN OLSUN